10:28 - 08.09.2008
Fotoğraflar & Hikayeler
Anasayfa
Fotoğraflar & Hikayeler
Sadece Fotoğraflar
Sadece Hikayeler
Rastgele Fotoğraf
Profili görüntülenen: ADİL YAKAR (mad_as_sezenaxu)

Fotoğraf

ADİL YAKAR (mad_as_sezenaxu)

Hikaye

Hikayem: Bildiğim bütün gerçeklerden sıyrılarak kendimden çok ruhumu düşünerek seçtiğim yolda yürüyorum. Kendi elimle yepyeni bir gelecekle geçmişten bağımsız olabilmek için kendime yeni sokaklar, yokuşlar, caddeler yaratıyorum ve yarattıklarımın, yaratıcılarını bile gizlerinde kaybettikleri bir oyuna dâhil oluyorum. Oyunu kaybetmemek için tanrıyla aynı taşın altına elimi koyuyorum. Okuduğum ve ya henüz okuyamadığım bütün hayatlardan kendime yepyeni bir kimlik yaratabilmek için uzun zamandır uğraşmama rağmen hala dönüp arkama bakmaktan çekiniyorum. Bunun bir zafiyetten ziyade bir farkında olabilmek olduğuna inanmak için kör düşüncelerime sarılıyorum.
Sabahtan beri aynı semtin belki de onlarca kez tekrar daldığım sokaklarında kaybettiğim bütün düşlerimi ararken tarihimde ilk defa pişman olduğumu hissediyorum. Canımı yakıyor bu. Hayatım bir bütünken, bu kendi çocuklarını yiyen şehrin bölünmüşlüğüne özenmiş olmalıyım ki hayatımın tüm bütünlük tılsımlarını bozmuşum. Dermanını kendi arafında faili meçhul bir cinayete kurban etmiş bir yasak ilişkinin kayıp ümitleriyle ve o ümitlerin yetim yarınlarıyla besliyorum ortada kalmışlığımı.
Yalnızlığın kutsal muammasında boğulan bütün ruhlar için bir dua yakıyorum kendi dilimle. Nice zamandır can vermeye cesaret edemediğim kendi dilimi kullanabilmenin beni bu kadar sevindirmesine şaşırıyorum. Kaçışlarım, mekânsızlığım ve aykırılığım bu seslerin yabancısı değildi. İnsan sevmeyi hangi dilde öğrenirse o dil onun öz dilidir ve asla başka dillere yer bırakmayacak kadar kıskanç ve çirkeftir o dil. Kaplar bütün hislerinizi. Önceleri kendinize esir ettiğinizi sandığınız seslerin bir bakarsınız ki mahkûmu oluvermişsiniz. Bu kadar keskin düşüncelere sahip bir adam olan benim gerçeği bu kadar geç fark edebilmem elbette o anda mahcup ediyor beni.
Kendimi, semtin arka sokaklarından büyük kalabalıkların hamalı olan caddesine sürüklüyorum çünkü kalabalıklardan korktuğumu hiç unutamıyorum. Her seferinde yaşadığım ve ya yaşamak ile hüküm giydiğim bütün kalabalıkların ortasında kendimi yalnız hissedebilmenin ürkütücü sırrına aymak için canımdan can tükettim. Yalnızlığı seçmek zorunda kalan her insan gibi kendimi kandırıyordum ve bunu kendi içimde ki büyük sorgulardan küçük hesaplarla kurtulmak için yapıyordum ancak kabullenmek işin içine girdiğinde hiçbir usa dokunamamayı öğreniyordum.
Saatin ilerlemesiyle, ileriye doğru akan zamanın dengesine ayak uydurabilmek, kendilerine ait olan ve asla paylaşıma açık olamayan hayatlarına yeniden sığınacaklarını düşündüğüm insanlar caddenin kalabalığını ağırlaştırmak için uğraşarak benim kurduğum bütün fikirleri tek kalemde yıkmayı başarıyorlar. Hâlbuki zamanın taşıdığı anlamı tam olarak anlayamayan, çobanlarını arzularına kurban etmiş bu insan sürüsü geçen her saniyeyi yalnızca, hep bir rakip olarak gördükleri diğer insanlardan aktığını zannederler. Zaman kavramı bu kadar sığ, anlaşılması bu kadarda basit bir olgu olamaz. Yürümekte zorlandığım kalabalığın içinde yabancı olduğum bütün yüzlerden hayat çıkarmaya çalışırken, zamanın bilinen bütün kurallarını kurcalamak ve zaman teriminin ötesine, bana sonsuzluğu armağan edecek bir yolculuk için yaşadığımı düşünüyorum.
Peki, bütün bu düşünceler, bütün bu korunmaya alınan yasaklar ve can yakan serbestlikler neden yakışamıyor bir türlü bu dünyaya, en azından bu şehre. Kendimi hiç uzaklaştıramadığım bir sorunun çekim alanında buluyorum. Gerçekte dünyanın kimin için yaratıldığını çözebilmem, bu girift sorunu cevabının içimde ki karmaşadan çekip çıkarmam için gereken kudretin zihnimi ele geçirmesini bekliyorum.
İnsanların ortaklaşmayla bir şeylerin tadına varabilmek için zaman ve para akıttığı bütün mekânların caddenin hareketliliğine ayak uydurabilmesi için yine aynı dünyanın içine dönüklüğüne ters düşen ama en sözü geçen madeni olan cam kullanıyor. Cam ile içeride ki bütün insan öyküleri şeffaflaştırılıyorken, dışarıda ki bütün insan yalanları bir tekdüzelik mekanizmasına adak adanılmaya çalışıyor. Uzakta kaldığında farkına varabildiğin bu hakikatin çemberinin içinde kalındığında bütün bu sosyal ayinler ne kadar da uygun oluyor hayatın renklerine. Renk alıyor, renk çalıyor ve aynı renklerle bizlere oyun ediyorlar uzaktan. Zararsız gibi görünüyorlar ama zaman sonra eksiltiyorlar kendimize ait kararları ve ya bu kararlara duyulması gereken sıra dışı saygıyı.
Yüreğimi korkudan hızlandıran bir tramvay ıslığı gün boyunca kurmaktan hiç şikâyet etmediğim düşüncelerden uzaklaşmamı istiyor apansızın. Ara veriyorum o korku anında, usumun kıvrımlarında savaştığım düşünce savaşlarıma. Tek ve küçük bir vagonla vücut bulan ve cadde-i kebir ile özdeşleşmiş olan tramvayın yolcularının bir kısmı şaşkınlıkla, bir kısmı merakla bakarken, tramvayın ıslığını yırtınarak örttürten ve onun kendisini aniden frenlemesine sebep olan bu adamla yolcuların geri kalan kısmı ilgilenmiyorlar. Her türden eksikliğe, ilgisizliğe karşı yorumu olan ben bu ilgisizliği bir eksiklik olarak görmemiş olmamdan olsa gerek yorum yapamıyorum bu sefer. Kendimi toparlıyorum, bana göre uzun ama hep bir acelesi olan diğer insanlara göre onları sabırsızlandırmayacak kadar küçük bir zamanda. Caddeyi arşınlamaya devam ediyorum.
Düşünce savaşlarımın çetin geçen cephelerine geri dönüyorum biraz önce olanı, fıtratıma uygun bir biçimde hemen unutarak. Kendimi sorguluyorum, yenilik adına aralayabilmek için bütün kapıları ve bitirebilmek için ruhumun aklımla olan küskünlüğünü. Dünyanın bağrına basmaktan çekindiği ama yakınından eksik etmediği bir adamım ve bütün tanrı vergisi lütufları red edebilecek kadar gözü karayım. İmkânsız sevdadan usanmayan ve bunun için gereken bütün gücü yüreğine okutan bir divaneyim. Aslında ben bilerek ateşine uçan bir pervaneyim. Tanrı’nın bu şehirde ki aykırılıklara peygamber seçtiği küçük bir İstanbul nüshasıyım. İstanbul’un arka sokaklarında kendini yabancı dualara dağıtarak hayatını sürdüren, İstanbul’un tarafına geçip oradan seyrettiğinde bütün bu oyunun son perdesine bir yabancı olan ve bu şehre sadakat yemini etmiş olmanın haklı ululuğu ile kendisine şifası dokunmayan inançların arasında kalmış bir İstanbullu ademim.
Her hikâye gal-ü beladan, mahşer meydanına uzanan ayrı bir yolculuktur ve asla ilk nefeste başlamaz, son nefeste kendi sonuna kavuşamaz ama arada bir yerlerde fısıldamak gerekir sahibin olan hayatı başka kulaklara. Ancak bu şekilde oynayabilirsin zamanla.
Tanrı’nın yarattığı ve beni şahit tuttuğu bütün kaderleri utanmadan fısıldamayı diledim başka kulaklara. Niyetlendim insanların aralarında ki bu anda onlara dâhil olmaya ve uymaya.
Yaşamakla mükellef olduğum hayatımı ve şahit olmak, dokunmakla vazifelendirildiğim başka hayatları sizlere anlatırken, “kendi gözümle gördüklerimin kendi kurduğum cümlelerle uyuşmayacağı” gerçeğinin farkındayım. Bu sebepten en azından hikâyemin önem kazandığı anı bu yaşamın dışında kalan ama aynı zamanda bir o kadarda içinde olan başka bir ağızdan anlatmayı yeğledim.

Kullanıcı Durumu

Gösterim 296
Oturum Durumu BAĞLI DEĞİL
Üyelik Başlangıç Tarihi 26/02/08 00:37:49
Son Ziyaret 14/06/08 11:16:37
Son Güncelleme 20/03/08 18:09:24
 
Bu web sayfası "Özgür Yazılım" lisansına tabi (GNU/GPL) açık kaynak kodları ile hazırlanmıştır.
En iyi 1024x768 çözünürlükte izlenebilmektedir.